Category "Röportaj"

5Eyl2017

Merhaba Sevgili Anneler;

Bugün sizlerle son günlerde sık gözlenen, fakat bilgi kirliliği nedeniyle de çok sık yanlış yapılan bir konu olan “Bebeklik Çağında Besin Allerjileri” hakkında, değerli hocamız Prof. Dr. Fügen Çullu Çokuğraş ile yapmış olduğumuz röportajı paylaşacağız.

Sevgili hocam, öncelikle sosyal platform üzerinden annelerimizi besin allerjileri hakkında bilgilendirme röportajı teklifimizi kabul ettiğiniz için Türk Pediatri Kurumu Beslenme Platformu olarak sizlere teşekkürlerimizi sunuyoruz…

Bizlere besin allerjileri hakkında biraz ön bilgi verebilir misiniz?
Öncelikle besin allerjisi sıklığının çocukluk yaş grubunda giderek arttığını ve internette, sosyal medyada bu konuda çok fazla sayıda bilgi kirliliğinin bulunduğunu belirterek sözlerime başlamak isterim. Maalesef bu bilgi kirliliği yüzünden de zaman zaman anne-babalar hatalı davranışlarla çocuklarının sağlığını bilmeden tehlikeye atabilmektedirler.
Allerji kendine özgü bir yürüyüş dediğimiz özelliğe sahiptir. Bu yürüyüş doğumdan 2 yaşına kadar besin allerjileri ile başlayıp daha sonra solunumla ilgili allerjik hastalıklar ortaya çıkabilmektedir. Besin allerjisine yol açan başta besinlerin doğal antijenleri dediğimiz özel proteinleri yer almakla birlikte, antioksidan, tatlandırıcı, renklendirici, kıvam verici ya da koruyucu olarak besinlere eklenen katkı maddelerine bağlı da besin allerjileri oluşabilmektedir.

Katkı maddelerinin besin alerjisine yol açması mümkün müdür?
Bugün besin endüstrisinde kullanılmakta olan 3 bin civarında katkı maddesi bulunmaktadır. Katkı maddelerinin neden olduğu reaksiyonların nedeni çoğu kez açık değildir ve sıklıkla da immünolojik mekanizmalarla açıklanamamaktadır. Bundan başka, yiyeceklerimizin içerisinde değişik mikroorganizmalar, toksinler, ilaçlar, hormonlar ve enzimler de bulunabilmektedir. Tüm bu maddeler immünolojik yoldan başka, çok sayıda değişik mekanizmayı harekete geçirerek birtakım istenmeyen etkilere yol açabilmektedirler.

Hocam peki tüm dünyada besin alerjisinin çocuklar arasındaki sıklığı nedir?
Besin alerjilerinin toplumdaki sıklığı yüzde 0,3 ile yüzde 8 arasında değişmektedir.

Besin alerjisine en sık yol açan besinler nelerdir?

En sık allerjiye neden olan besinler;

  • İnek sütü
  • Soya
  • Yer fıstığı
  • Deniz ürünleri
  • Yumurta beyazı
  • Buğday
  • Diğer hububatlar

Bunların yanı sıra birçok yiyecek potansiyel olarak farklı çocuklarda allerjik olabilir;

  • Tahin
  • Susam
  • Domates
  • Kakao
  • Çilek
  • Muz
  • Portakal
  • Yulaf
  • Arpa
  • Çavdar

İnek sütü alerjisi bebeklerde en erken görülen alerji tipidir. İnek sütünün içinde bulunan proteinlere karşı gelişir. Genellikle genetik olarak allerjik zemini olan şahıslarda daha sık görülebilmektedir.

Annelerin bu konuda özellikle nelere dikkat etmesini önerirsiniz? Besin alerjisinde ne gibi bulgular görülebilmektedir?
Besin alerjilerinin belirtileri alerjen alındıktan sonraki ilk dakikalarda ya da 1-2 saat sonra ortaya çıkabilir veya 72 saate kadar gecikebilir. Anafilaksi dediğimiz ani reaksiyonlar solunumu bozarak hayatı tehdit edebilir. Bunun haricinde besin alerjileri deri, solunum veya mide bağırsak belirtileri ile kendini gösterebilir. Deri döküntüleri, astım tarzında hışıltılar olabilir. Alerjenle karşılaşan mide bağırsak sistemi de alerjene kusma, ishal veya kabızlık şeklinde belirtilerle cevap verebilmektedir.

Peki ek olarak başka dikkat edilmesi gerekenler nelerdir?
Bu bebeklerde gastroözofageal reflü (mide içeriğinin -asidinin- yemek borusuna geri kaçması) bulguları olabilir, ince bağırsaklarda emilim yapan hücreler bozulduğu için ishal olabilir ve bebeğin büyüme gelişmesi etkilenebilir, kalın bağırsakta yaralar olabilir ve sümüklü kanlı kakalar görülebilir. Yine bu bebeklerde makat bölgesinde kızarıklıklar, tekrar eden pişikler görülebilir. Deri bulguları olmadan sadece mide bağırsak bulguları ile de hastalar karşımıza gelebilmektedir.

Sadece anne sütü ile beslenen bebeklerimizde besin alerjisi olabilir mi?
Anne sütü genel olarak bebeklerimizi alerjiden korumakla birlikte annenin nasıl beslendiği de burada önemli bir noktadır. Anne sütü ile beslenen bebeklerde besin alerjileri genellikle ek gıdanın başlandığı 6. aydan sonra görülür. Ancak annenin yoğun olarak alerjenle beslendiği durumda anne sütünden de alerjen geçebilmektedir.

Annelerimizin yine merakla cevabını aradığı bir soru;
Besin alerjisi tanısı için özellikli testler var mıdır?
Öncelikle izninizle şu ön bilgiyi vermek isterim. Vücudumuzda kabaca mikroplara karşı savunma sisteminde önemli olan çeşitli proteinler vardır. Biz bunlardan bazılarını immunglobulin olarak adlandırırız. Bu immunglobulinlerin ise İgA, İgG, İgM, İgD, İgE başta olmak üzere çeşitli tipleri vardır. Bunlarda İgE özellikle alerjik reaksiyonlarla yakından ilgilidir.
Besin alerjileri kanda veya deri testinde alerjenin saptandığı İgE’ye bağlı veya kan ve deri testinde hiçbir bulgunun gösterilemediği Non İgE tipinde olabilir; Non İgE tipi besin alerjileri besin proteinine bağlı enterokolitler (ince ve kalın bağırsağın iltihaplanması durumu), proktokolitler (çizgi ya da nokta şeklinde taze kanlı dışkılama) ve besin proteinine bağlı enteropatilerdir.
Besin proteinine bağlı enterokolitler süt proteinlerinin haricinde birçok katı besinle de olabilir. Bu klinik tablo sadece inek sütü ve soyaya karşı değil, tahıllara (mısır, buğday, arpa, çavdar) pirince, hindi, tavuk, yumurta, ete, mercimeğe, çeşitli sebzelere, meyvelere ve deniz ürünlerine karşı da gelişebilmektedir. Sorumlu sebzeler çoğunlukla tatlı patates, kabak, çalı fasulyesi ve bezelyedir; muz, çilek, domates, portakal gibi birçok sebze ve meyve de etken olabilmektedir. Besin alındıktan yaklaşık iki saat sonra başlayan kusma ve ishal, sıvı kaybı, bazen şok durumu olabilir. Genellikle 9 aydan küçüklerde, başka hastalıklar bertaraf edildikten sonra, sorumlu besinin alınmasından 6-24 saat sonra bulguların ortaya çıkması ve gıdanın diyetten çıkarılmasıyla semptomların düzelip, tekrar verilmesi ile bulguların yinelemesi (bazen aynı gıdanın birkaç kez verilişinden sonra da semptomlar ortaya çıkabilir ) tanı koydurucudur. Bu hastaların % 18-30’unda hastalık sürecinde İgE ye bağlı besin alerjisi de gelişebilmektedir.

Diğer besin alerjisi tipi olan besin proteinine bağlı proktokolit ise çoğunlukla yaşamın ilk 6 ayında, inek sütü proteinine karşı gelişmektedir. İlk bulgu genellikle mukusla karışık kanlı dışkılamadır. Bu hastalarda enterokolitli hastaların aksine, genellikle büyüme ve gelişme geriliği yoktur.  Non-İgE bir besin alerjisi olan proktokolitte de şüpheli besinin diyetten çıkarılması ile kanamanın durması ve daha sonra tekrar başlanması ile kanamanın olması tanı koydurucudur. Diyete rağmen kanamanın devam ettiği durumlarda başka hastalıklar düşünülmelidir. Bu hastalarda çoğunlukla yanlış teşhis olarak bağırsak enfeksiyonu düşünülerek antibiyotik kullanılmakta bu da kalın bağırsak içindeki kolit durumunu arttırmaktadır.
Besin alerjisine bağlı enterokolit hayatın ilk yıllarında başlayarak, kronik ishal tablosu ile giden, ciddi büyüme gelişme geriliğine neden olabilen bir tablodur.

Aklımızda soru işaretlerini giderdiniz hocam. Peki bu durumlarda tanı için ne gibi tetkikler yapılmaktadır?
Anneler bazen doğal olarak spesifik bir tetkikle doğrudan tanı koymamızı bekleyebiliyor. Fakat maalesef tıpta doğrudan şu tetkikle %100 besin alerjisidir demek her zaman pek mümkün değil. Şunu belirtmek isterim ki ilk altı ayda bebeklerimizin henüz bağışıklık sistemi gelişmediği için besin alerjilerinde, laboratuvar olarak teşhis her zaman mümkün olamayabilir onun için klinik tanı önemlidir. Daha sonraki dönemlerde spesifik İgE testleri ve deri testleri daha değerlidir. Ancak ciddi belirtileri olan hastalarda testler hekimlerin karar vermesi halinde yine de yapılabilmektedir.

Peki tanıyı koyduktan sonra ailelerimizi ve bebeklerimizi nasıl bir süreç beklemektedir?
Öncelikle besin alerjisinin tedavisi sadece bebeğimizi değil aynı zamanda annemizi de içine almaktadır. alerjiye neden olan besinin (alerjen diyelim) diyetten tamamen çıkarılması gerekmektedir. Emziren annemizin de diyeti tamamen bu alerjene göre tekrar ayarlanmalıdır. Hayatın ilk yıllarında çok değerli besin olan anne sütü ile devam edilebiliyorsa mutlaka onunla devam edilmelidir. Ancak anne diyetine rağmen bulguların devam ettiği bazı olgularda inek sütü proteini içermeyen (protein ağırlıkları azaltılmış) mamalar bir tercih olabilmektedir.
Eğer mama kullanılıyorsa inek sütü proteini içermeyen mama kullanılır. Soya proteininin ve keçi sütünün inek sütü ile çoğu kez çapraz reaksiyon gösterdiğini unutmamak gerekir, bu ürünlerin başlangıçta bebek beslenmesinde yeri yoktur. Tedavide ağır olgularda amino asit bazlı mamalar kullanılmalıdır. Daha hafif vakalarda yoğun hidrolize mamalar kullanılabilir, ancak bu mamalara karşı da alerjik reaksiyonların gelişebileceği unutulmamalıdır.

Beslenmede dikkat edilecek noktalar nelerdir?
Hayatın ilk yıllarında beslenme çok önemlidir, bu nedenle annenin abartılı bir diyet yapması çocuğun beslenmesini bozabilmektedir. Bu tip hastalarda anneye ve çocuğa kalsiyum, D vitamini ve demir takviyesi yapılması gerekebilmektedir. Özellikle alerji yükü olan bebekler ek gıdaya başlarlarken dikkatli olunmalıdır. Yeni başlanan besinler az verilmeli ve reaksiyonlar gözlenmelidir. alerjisi olan bebeklerde yumurta akını bir yaşından önce diyete sokmayı pek tercih etmeyiz. Ek gıdaya başlarken önce sebze çorbası ve tahıllar az az deneyerek verilmelidir. Peynir ve yoğurt, daha sonra da yumurta dikkatlice, yavaş yavaş arttırarak başlanabilir. Ancak alerjisi olan bebeklerde tüm bu süreç bebeğin doktoru tarafından yönetilmelidir.

Alerjisi yüksek olan bebeklerde ancak doktor gözealerjitiminde besin yüklemesi yapılarak sorumlu gıda başlanabilir. Alerjen olan besin yine doktor bilgisinde azar azar başlanarak vücudun bu besini tolere etmesi sağlanabilir.

İnek sütü alerjisi bir yaşında yüzde 56, iki yaşında yüzde 77, üç yaşında yüzde 87 hastada düzelmektedir. Süt ve yumurta alerjileri yaşla birlikte genellikle düzelmekle birlikte, fıstık ve kabuklu deniz ürünlerine karşı gelişen alerjiler yaşam boyu sürebilir.
İnek sütü alerjisi olan bir hasta alerjeni almaya devam ederse büyüme gelişmesi bozulabilir. Bazı hastalarda kalın bağırsakta iltihaplı bağırsak hastalıklarına yol açabilir. Bazen de solunum alerjilerini tetikleyebilir.

Besin alerjisi olan bebeklerde mutlaka ara ara tolerans değerlendirilmeli eğer tolere edebiliyorsa da azar azar başlanmalıdır; bu süre içinde dışarıdan döküntü tarzında bir bulgu olmasa da mide barsak sisteminde bir hasar oluşup oluşmadığı da izlenmelidir.

Değerli hocam bizlere vakit ayırdığınız ve vermiş olduğunuz güzel bilgiler için çok teşekkür ederiz. Vermiş olduğunuz aydınlatıcı bilgiler sayesinde sevgili ailelerimizin akıllarındaki nerdeyse tüm soruları yanıtlamış oldunuz.

Bir sonraki röportajımızda görüşmek üzere.

15Ağu2017

Merhaba sevgili anneler;

Birçok platformda sıkça anlatılsa da hala önemini tam olarak kavrayamadığımızı düşündüğümüz ‘Anne sütü ve emzirme’ konusu üzerine değerli hocamız Prof. Dr. Raşit Vural Yağcı ile yapmış olduğumuz söyleşiyi sizlerle paylaşmak istiyoruz.

Sevgili hocam, öncelikle sosyal platform üzerinden annelerimizi ‘Anne sütü ve emzirme’ hakkında bilgilendirme röportajı teklifimizi kabul ettiğiniz için Türk Pediatri Kurumu Beslenme Platformu olarak sizlere teşekkürlerimizi sunuyoruz…

Sizin anne sütünü çok önemsediğinizi, mesleki ve bilimsel çalışma hayatınızın önemli bir kısmını bu konu üzerine yoğunlaşarak geçirdiğinizi bizler çok iyi biliyoruz. Biz de sizinle çok önemli bir konu olan fakat önemi bizce çok bilinmeyen anne sütü ve emzirme ile ilgili söyleşi yapmak istedik. Öncelikle hocam, anne sütü ile beslenme hakkında ülkemizdeki durum nedir, bizlere bilgi verir misiniz?

Anne sütüyle beslenmenin öneminin ülkemizde çok iyi bilindiğini ne yazık ki söyleyemeyeceğim. Son dönemlerde internette, sosyal, yazılı ve görsel medyada bu konuda çok fazla sayıda hatalı bilginin de bulunduğunu belirterek sözlerime başlamak isterim. Maalesef bu bilgi kirliliği yüzünden de zaman zaman anne-babalar hatalı davranışlarda bulunabilmektedirler. Anne sütü ile beslenmede dünya sıralamasında 90. olduğumuz göz önünde bulundurulursa bu konuda ne kadar eksik olduğumuz ve kat etmemiz gereken çok yol olduğu da bir gerçektir.

Durum pek iç açıcı değil gibi maalesef. Peki hocam annelerimizin anne sütüne daha sıkı sarılmasını sağlamak, bebeklerini emzirmeye teşvik etmek için neler söyleyebilirsiniz?

Heyecan ile bebeğini bekleyen annenin bebeğine verebileceği en güzel ve en değerli hediye kendi sütüdür. Doğumda annesini kaybeden bebeği annesine kavuşturan, canları buluşturan sevgi dolu bir besindir anne sütü. İlk 6 ay sadece anne sütü ile beslenen ve 2 yaşına kadar doya doya emzirilenler:

  • Bağışıklıkları daha güçlü,
  • Hastalanma oranları daha düşük,
  • Zekâları daha yüksek,
  • Emzirilen bebekler sevildiğine inanır, daha mutlu, keyifli ve huzurlu olur.

Allah’ın adaleti verdiği süte de geçmiştir. Anne sütü fakirin çocuğunu malnütrisyondan, zenginin çocuğunu obeziteden korur. O bir mucize ve hazinedir. Her damlası bir inci tanesi değerindedir.

Anne sütünün avantajları hakkında bizlere başka neler söyleyebilirsiniz?

Anne sütü gerçekten de hem bedava hem de ulaşılması çok basit, kolay bir besindir. Anne bebeğini emzireceği her anda tazedir. Doğru emzirildiği takdirde çocuğa zararlı olabilecek herhangi bir mikrobu da barındırmaz. Bu dönemde bebeğe sunulacak diğer tüm ürünlere göre sindirilmesi de daha kolaydır.

Anneler sık sık sütlerinin yetmediğini düşünür, çevreden de baskı gelmesi nedeni ile özellikle çok ağladığı için bebeklerine maalesef ilk 6 ayda sadece anne sütü yerine ek gıdalar da verebilmektedir. Bu konu hakkında görüşleriniz nelerdir?

Bebeğin ağlaması sadece acıktığını göstermez. Annesinden ayrı kalan bebek annesinin kokusunu alamadığı için korktuğundan dolayı da ağlayabilir. Emzirirken annesini kokusundan tanır ve o kokuya olan hasretini giderir. Ayrıca bebeğinizin sık sık emmek istemesi de doğaldır ve bu durum sütünüzün azlığını göstermez. Karnı doysa bile emmeye devam eder, emmek onun için güvende olmak, haz duymak ve bir mutluluk kaynağıdır. Mesela emziren anne gerginse sütü gelmez. Psikiyatristlerin güzel bir lafı vardır, ilk 6 ayda annenin yüzü bebeğin aynasıdır. Anne gülümseyecek, anne sevecek. İnanın çocuk sadece karnını doyurmak için emmez, sevildiğini hissetmek için, korkusunu gidermek için, özgüvenini artırmak için de emmektedir. Annelerin aklında çoğu zaman karın doyurma veya yetiyor mu, yetmiyor mu var… Çocuk ilk 1 yaşta “oral” dönemdedir. Elbette emmek istemesi oldukça doğaldır. Çünkü bu dönemi emmeden geçiren çocuklarda ileride daha fazla psikolojik rahatsızlıklar ortaya çıkabilmektedir.

Bebeklerin ilk 6 ay sadece anne sütü ile beslenmesi gerektiğini söylediniz, ek gıdaya erken başlamak ne gibi zararlara yol açabilir?

Ek gıdaya 6. ay dolmadan başlanmaz . Başlanılacak olsa idi dişler daha önce çıkardı. Ek gıdaya başlamak bebeği ek gıda (ev yemekleri) ile TANIŞTIRMAK demektir. Doyurmak değil. Doyurursak eğer, anne sütüne yer kalmaz ve süt azalıp kesilir. Özenle hazırlayıp vereceğiniz karışımların hiçbiri göğsünüzdeki süt kadar yararlı ve mükemmel değildir . Bebeğinizi daha sağlıklı, daha zeki ve daha mutlu edecek anne sütünden mahrum etmeyiniz.

Peki hocam, annenin psikolojisi emzirmeyi ve bebeğin durumunu nasıl etkilemektedir?

Annelerimizi iyi eğitmemiz gerekmektedir. Emziren annenin yüzü gerginse, kafasında bazı soru işaretleri varsa, stresliyse bebek annesiyle istenilen düzeyde ilişki kuramamaktadır. İşte bu durumda anne emzirmek için bebeğini göğsüne aldığında zaman zaman bebek onu ittirebilmektedir. Anne ile bebek arasında inanılmaz bir bağ olduğu aşikardır. Her şey annenin yüzünde, kalbinde yatıyor. Anne sütünün sadece karın doyurmadığını annelerimizin artık bilmesi gerekmektedir. Emzirme ve anne sütü bebeğin ruhunu da doyururken aynı anda zekasını ve duygu durumunu geliştirmektedir. Bunu asla unutmayalım…

Değerli bilgileriniz için çok teşekkür ederiz hocam. Anladığımız kadarıyla anne sütü ilk 6 ay kesinlikle ödün verilmemesi gereken ve bebeğin sağlıklı gelişimi için tam anlamıyla yeterli bir besin öğesi. Son olarak bir özet yapmak isterseniz annelerimize neler söylemek isterseniz?

Anne sütü bebekler için en ideal ve en mükemmel üründür. Uzun süreli anne sütü alan bebekler bedenen çok daha iyi korunurlar. İyi korundukları için kolay kolay ateşli hastalıktan yakınmazlar. İyi korundukları için ileri yaşlarda daha sık gördüğümüz alerjiden, diyabete kadar hipertansiyona kadar bulaşıcı olmayan hastalıklardan da korunurlar. Bu korunmanın yanı sıra nörolojik sistemleri de çok iyi gelişmektedir. Örneğin beyin gelişimi anne sütünün içerdiği Omega 3 yağ asitleri ve diğer çoklu doymamış yağ asitleriyle mükemmel olmaktadır. Anne sütü ile beslenen bebeğin zeka puanı her zaman için diğer bebeklere göre daha yüksektir. Zeka puanı yüksek olan bir çocuğumuzun eğitimi de daha başarılı olacak ve daha mükemmel bir noktaya ulaşacaktır.

Anne sütü alan bir bebeğin ruhsal gelişimi de mükemmel olmaktadır. 9 ay boyunca anne kokusuyla anne karnında büyüyen bebek doğumda annesinden ayrılmış onu kaybetmiştir aslında. İşte annesini bulduğu yerdir anne sütü. Orada korkularını giderir, kendini güvende hisseder, özgüvenini geliştirir. Emdikçe sevildiğine anlar, sevildiğine inanır. Sevildiğine inan bebek mutlu bebektir. Ruh sağlığı açısından tam bir doyuma ulaşır. Ve çok dengeli, kişilikli bir birey olarak topluma karışır.  9 ay boyunca heyecanla bebeğini bekleyen annenin bebeğine verebileceği en güzel armağan, en güzel hediyedir anne sütüdür.
Sevgili anneler göğsünüzdeki pınarlardan akan hazine kadar değerli sütünüzün kıymetini bilin ve erkenden bebeğinizi ek gıdalar ile doyurup pınarlarınızı kurutmayın. Anne sütü tabiatın, Yaradan’ın insanoğluna ikramıdır.

Değerli vaktinizi bizler için ayırdığınız için çok teşekkür ederiz. Umarız verdiğiniz bu önemli bilgiler ışığında annelerimiz anne sütünün önemini daha iyi anlayacak ve ilk 6 ay sadece anne sütü ile bebeklerini besleyeceklerdir…